×

Avustralya’nın Kedilerle Olan Savaşı: Tartışmalı Bilimsel Veriler ve Etik İhlaller

  • Bilim
  • 14.3.2018 19:54:36
  • 7630 okunma

Avustralya hükümeti, 2020 yılına kadar olan süre içerisinde 2 milyon kediyi öldürme niyeti ile “yabani kedilere savaş” açmış bulunmaktadır. Bu tehdidi en aza indirgeme planı kapsamında, mevcut politikayı yürütebilme yöntemleri çeşitli ateşli silahların kullanılması, tuzağa düşürerek ele geçirme ve kendi ifadelerine göre “insancıl” zehirlerin uygulanmasını içermektedir (1). 


Avustralya’daki çevreci grupların bazıları bu planı Avustralya’nın taşrasının yeniden yabanıl hale döndürülmesine yönelik önemli bir adım olarak tanımlıyor veya kıtanın biyoçeşitliliğini Avrupa ile olan temasından öncesine yeniden dönüştürme fikrine sıcak bakıyorlar. Bu planın hareket ile ivme gücü de giderek artmaktadır (2). 


Bunun karşısında ise, kedilere karşı yürütülen savaş retoriği karşısında dehşete düşen ve kedilerin yarattığı olumsuz etkileri kontrol etmek üzere ölümcül olmayan yöntemlerin kullanılmasının daha etkin ve insancıl olacağını öne süren İngiliz şarkıcı Morrissey gibi hayvan hakları koruyucuları yer almaktadır (3,4). 


Peki kim haklı? Gerçek arada bir yerde durmakta ve hem bilimin hem de etiğin konusu olmaktadır.

 

 

Kediler bulundukları her ekosistem için bir tehdit unsuru olmayabilirler


Evcil kediler, insanlarla ilişkilerini yaklaşık 10.000 yıl önce Anadolu’da geliştirmeye başlamış olan Yakın Doğu’nun yaban kedilerinden (Felis silvestris lybica) köken almışlardır.


Dışarıda yaşayan kediler sahiplenilmiş olsun veya olmasın dış mekanlarda gezinmelerine ve yaşantılarına tanık olduğumuz kedilerdir. Yaban hayata dönen kedilere ise yabani kedi denilir; bunlar genellikle insanlar eşliğinde ya da insanlardan oluşan bir sosyal çevrede doğmamış ya da büyümemişlerdir. Bu durum da davranışları üzerinde çok büyük farklılıklar yaratmaktadır. 


Kedi yavruları için belli bir noktadan sonra sosyalleşme neredeyse mümkün olamamakta ve artık bu kediler için, Latince yabani anlamına gelen ferus sözcüğünden türetilmiş olan feral yani “yabani kedi” tanımlaması kullanılmaktadır. Kedilerinin evcilleştirilmiş olup olmadıklarına dair tartışmalar hâlihazırda devam ederken, bir taraftan da insan topluluklara neredeyse tamamen karışmış ve bu şekilde artık tüm dünyaya yayılmış oldukları ve köpekler ile birlikte insan türünün en gözde memeli yoldaşı haline geldikleri de bilinmektedir (5,6). 

 

 

Foto: Jason Putsche

 


Bilimsel açıdan bakıldığında ise, belirli bazı coğrafi ile ekolojik şartlar altında, dışarıda yaşayan kedilerin yerli türleri tehdit altına sokabileceğine dair artık çok az şüphe bulunmaktadır. Bu durum yabani hayatın kediler olmadan evrim gösterdiği ve bunun sonucunda da kedigiller gibi avcılara uyum sağlayamamış olan okyanusaşırı adalar için özellikle geçerlidir. Örneğin, kediler Avrupalı sömürgeciler tarafından Pasifik adalarına götürüldüklerinde, sayıları yerli yabani hayatı sık sık tehdit edecekleri düzeye ulaşmıştı (7). 

 

Ana karalarda ise, çevredeki habitatlardan izole olan ve yüksek biyoçeşitliliğe sahip bölgeler, tanımlanan alanlara yeni katılan türler için “dünyevi adalar” şeklinde işlev görebilir. Avustralya’da, etçil bir keseli türü olan keseli sansarlar için, ya da onları hizada tutabilmek için yeterli sayıda yaban köpeği veya Tazmanya canavarlarının olmadığı durumlarda başka tür yabanıl canlılar açısından kediler oldukça büyük tehdit haline gelebilirler. Benzer bir durum, dışarıda yaşamını sürdüren kedilerin yabani hayat üzerine olan etkilerini ciddi düzeyde kontrol eden çakalların mevcut olduğu Kuzey Amerika kentleri ile kırsalları için de geçerli olabilmektedir. 

 

Ekolojik toplulukları rahatsız edebilme becerisi şaşırtıcı değildir. Bilim insanları türleri sıklıkla yerli, egzotik veya invaziv olarak ele almaktadır. Bu tasnifi gerçekleştirme sürecinde rol oynayan herhangi bir tarihi kriter bulunmasa da, bu temel olarak bir türün nereden geldiği, ve çevre üzerinde olumlu, nötr ya da yıkıcı bir etkisinin olup olmaması yargısı üzerine yapılan bir değerlendirmedir. Zaman geçtikçe ekolojik topluluklar bulundukları yere uyum sağlamaya başlar ve zamanında göçmen olan türler yeni süreçte bulundukları yerin yerli türü halinde dönüşebilir. Hasar değerlendirmesinde temel alınan nokta genel olarak Avrupalıların keşif zamanı öncesindeki doğal dünyamız olmaktadır.

 

Gerçekten de kediler kendi atalarının köken aldığı yuvaları dışında egzotik bir tür olarak kabul edilmektedir (kediler aslında Anadolu ile Ortadoğu yerel türlerinden olup binlerce yıl önce Avrupa ile Asya’ya göç etmişlerdir) ve doğal çevre ile sayısız biçimde etkileşime girmişlerdir. Bununla birlikte, kedilerin yıkıcı ve bozucu olup olmadıkları yargısı aslında içinde bulunulan bağlamla ilişkilidir. Daha öncesinde hiç kedi görmemiş izole Pasifik adaları ile kedilerin kent ekolojisinin dahi normal bir bileşeni olduğu kentler arasında etkilenim açısından dağlar kadar fark olacağı açıktır. 

 

Elbette benzer şeyler insanlar için de söylenebilir politika ve göç üzerine aşırı uçtakilerin yaptığı tartışmalar dışarıda tutulursa, kediler için kullanılan kelimeleri ne insanlar için kullanırız ne de insanların toplu halde katledilmelerine taraftar oluruz. Bunların etik olmadığı hususunda hepimiz hemfikirizdir. 

 

 

Foto: Gregory Andrews

 

 

Yine de, bazı çevreci gruplar ekolojik bağlamla ilişkili olsun olmasın, kedilerin biyoçeşitlilik üzerine kendi başına en büyük tehdit olduğunu öne sürmektedir. Nature Communications dergisinde yayımlanan ve sıklıkla alıntılanan bir çalışmada sadece ABD’de her yıl 1,4- 3,7 milyar kuş ile 6,9- 20,7 milyar küçük memelinin kediler tarafından öldürüldüğü ileri sürülmüştür (8). Ne var ki bu önermenin gerisindeki bilimsel dayanak en iyi tabirle, dayanaksızdır. 

 

Neden? Dışarıda yaşamını sürdüren kedilere dair neredeyse her çalışma, bazı habitatlardaki kedilerin biyoçeşitliliği tehdit ediyor olmasından yola çıkarak, dünya üzerindeki her yerdeki canlı yaşamı tehdit ettiği sonucuna ulaşmaktadır.  Aslında bu, yerel çapta gerçekleştirilmiş az sayıda vaka ile gerçekleştirilmiş çalışmalardan elde edilen sonuçların dünya geneline yansıtılmasıdır. Diğer bir deyişle tahmini bir genellemedir. 

 

Bu nedenledir ki yukarıda ismi geçen ve avlandığı belirtilen kuş ile memeli çeşitleri oldukça geniş bir yelpazededir. Böylesi genellemeler dünya genelini ne tanımlayabilir ne de öngörücü kabul edilebilir. Bazı çevreci gruplar bunun gibi çalışmaları sahte bilim sıfatı ile eleştirmektedirler. Özellikle temeli daha sağlam bir eleştiri için, daha detaylı ve kapsamlı bir tartışma yolu ile “yaban kedilerinin yaşamlarını iyileştirme” amacı taşıyan VoxFelina’ya göz atmanızda fayda var. Kişisel fikrime göre, akademik yazını sahte bilim olarak adlandırmak da mevcut durumu bir miktar abartmak olabilir. Bahsi geçen çalışmalar, her ne kadar dünya üzerinde yaşamakta olan tüm kedilere genellenemeyecek olsa da benzer durumlarda ne olabileceğine dair farkındalık ve anlayışımızı geliştirmemizi sağlayabilir. 

 

Ancak, bu çalışmalar dışarıda yaşamını sürdüren kedilerin yabani yaşamla olan etkileşimlerinin karmaşıklığını kavrama ve yorumlama noktasında oldukça az çaba sergiliyor gibi görünmektedirler. Bunu yaptıklarında ise, sergilenen tablonun tahmine dayalı genellemelerden oldukça farklı olduğu açığa çıkmaktadır.

 

Örneğin, kedilere kamera takılarak gerçekleştirilen çalışmalar çoğu kedinin dışarıda takıldığını, komşuları ziyarete gittiğini ve aslında evden çok da uzağa seyahat etmediğini göstermektedir (9). Buna ek olarak, eğer civarda av için kedilerle yarışabilecek olan yırtıcılar bulunduğunda bunlar genellikle kedilerin mevcut ortamdan dışlanma eğilimini artırmaktadır. Bu durum özellikle de Kuzey Amerika’daki çakallar için geçerli olup benzer bir sürecin Avustralya’daki yaban köpekleri ile yüksek olasılıkla Tazmanya canavarları için de işlediği düşünülmektedir (10,11,12). 

 

 

Dingoların bazen Orta Avustralya çöllerindeki kedileri öldürdükleri bilinmektedir. Avustralya'nın yerel hayvanlarından olmalarına rağmen birçok çiftçi Dingoları zehirleyerek öldürmektedir. Foto: Steve Eldridge

 

 

Ve her ne kadar şoke edici görünse de, tam olarak kaç yaban kedisi ya da dışarıda yaşamını sürdüren kedi olduğunu tespit etmeye yönelen ampirik bir çalışma henüz mevcut değildir*. Yani aslında kimse oralarda gerçekten kaç kedinin yaşadığını saymayı denememiştir. Bahsi geçen ve sunulan rakamların tamamı aslında tahmine dayalı genellemelerdir. 

 

Örneğin, Avustralya basını ile otoritelerin kabaca 20 milyon yaban kedisinin mevcut olduğunu ifade ettiklerine sıklıkla rastlanmaktadır. Buna karşılık, Avustralya’daki ABC haber kanalı bu rakamların resmen onaylanabilir olmadıklarını tespit etmiştir (13). Hazırladıkları bilimsel raporları kedilerle yürütülen savaşın haklılığı için dayanak olarak kullanılsa da, yayının sahibi araştırmacılar dahi Avustralya’da ev dışında yaşamlarını sürdürmekte olan kedilerin sayısını bilimsel açıdan tahmin edebilmenin olanaksız olduğunu kabul etmektedirler* (14). Benzer belirsizlikler Avrupa ile Kuzey Amerika’daki yaban kedileri hakkında yapılan tahmin ve genellemeler için de geçerlidir. Bu şekilde, “şehir efsanesi” deyimine oldukça iyi bir örnek oluşturuyor gibi gözükmektedirler. 

 

Öyleyse, bilim adamlarının Avustralya veya Kuzey Amerika’da kaç yaban kedisi olduğuna dair bir fikirleri gerçekte mevcut değil gibi gözüküyor. Dahası, yabani ya da yabani olmayan kedilerin vahşi yaşam üzerine gerçek anlamda ne derece etkileri olduğuna dair bilgileri de oldukça az görünmekte. 

 

 

Foto: Peter Daalder

 

 

Eğer kediler ve onların biyoçeşitliliğe olan etkileri üzerine dair bilimsel veriler bu derece güvenilmez ise, o halde neden Avustralya yaban kedilerine karşı bir savaş başlatmaktan bahsediyor? Kuzey Amerika’daki çevreci gruplardan bazıları neden benzer bir ölümcül kontrol programı uygulama konusunda böylesine hevesli?

 

İşte yanıt: her şey etik ile ilgili. 
 

 

Kediler ile biyoçeşitliliğe karşı etik sorumluluklarımız

 

Her ne kadar nadiren dile getiriliyor olsa da, birçok çevreci kişi ile topluluk insan medeniyetince Dünyamıza verdiğimiz zararı tamir etme konusunda dile getirilmeyen bazı ahlaki kurallara sahiptir. 

 

Dünyanın iyi hizmetkârlarından olabilmenin getirdiği ahlaki yükümlülükler nesli tükenmekte olan türlerin korunması, doğal canlı yaşam ortamlarının muhafaza edilmesi, kaynakların korunması, kirliliğin en aza indirgenmesi vb. görevleri yerine getirme anlamına gelmektedir. İnsan türünün (bütün halde) dünyanın diğer yaşam formlarına ve canlı sistemlerine verdiği zarar göz önüne alındığında, çevrenin korunmasını amaç edinme oldukça övgüye değer bir eylem olmaktadır. Özellikle de insanlar yanı sıra diğer türlerin de büyüme ve gelişebilmesini sağlamak için Dünya’nın yeniden nasıl yabanıllaştırılabileceği hususu ele alındığında (15).

 

Ne var ki, dünyaya dair az önce belirtilen bakış açısı birçok çevrecinin basitçe görmek istemediği bir dizi kör noktadan olumsuz etkilenmektedir. 

 

Bunlardan ilki, bireysel olarak hayvanlara yönelik ahlaki değerdir. Çoğu çevreci ekolojik sistemlerin beraberinde getirdikleri ahlaki değerin farkındadır. Aldo Leopold’un “toprak etiği” olarak tanımladığı kavram, bu inanışın evrensel mihenk taşını oluşturur (16). Leopold, insanlar ile doğanın (genel olarak “toprağın”), etik sorumlulukların borçlu olunduğu aynı topluluğun üyeleri olduğu fikrini savunmaktaydı. Buna rağmen bazı çevreciler hayvanları hala biyolojik makineler, ekolojik süreçler için işlevsel birimler, ve insan kullanımı için metalar şeklinde görme eğilimlerini sürdürmektedirler. 

 

Buradaki sorun ise şudur; bu kişiler kendi kedileri ile köpeklerinden öğrendikleri dersleri uygulamayı başaramamaktadırlar- yani, birçok insan olmayan hayvan da hissedebilen ve düşünebilen yaratıklar olup kendi hakları çerçevesinde bir içsel değere sahiptirler. Diğer bir deyişle, ekolojik topluluklar yanı sıra bireysel olan hayvanlar için de, onları nasıl kullandığımız ya da işimize yarayıp yaramamalarından bağımsız olarak bir ahlaki değer söz konusudur (17,18). Bu da demektir ki biyoçeşitliliğe olduğu kadar kedilere karşı da etik sorumluluklarımız bulunmaktadır ve her ikisinin de iyilik halini dengelemek üzere daha iyi bir iş çıkarmamız gerekmektedir. 

 

 

Avcılar tarafından öldürülmüş bir tilki ve kedi. Kediler ve tilkiler Avusturalya'da günah keçisi ilan edildi ve yerli türler için en büyük tehditlerden biri olarak görüldü. Güney Avustralyadaki Dutchmans Stern Koruma Parkı.

 

 

İkinci kör nokta kurbanı suçlamaktır. Kediler gerçekten de insanlardan daha fazla yayılmacı bir tür müdür? Kedileri dünyanın her yerine taşıyarak günümüzde onların en yaygın dağılım gösteren etçil memelilerden biri olmalarına neden olan kimdi? 


İnsanlığın yaşam ortamlarını yok etmesi ve bozması, türlerin yok olmaları ve şehirlerimiz ile ekonomik aktivitenin yayılmacı biçimde genişlemesi ile karşılaştırıldığında, biyoçeşitliliğin gerçek düşmanının gerçekten kediler olduğuna inanmaya devam mı edeceğiz? Peki ya kent ekolojisine “uyum” sağlayan, artık yok olmuş yırtıcıların yerini alarak haşere kontrolünde ekolojik hizmetlere katkı sağlayan kediler için ne diyeceğiz (19)? İnsanlığın tutarsız ve savunulamayacak davranışları yerine kedileri suçlamak fazla kolay ve basit görünmekte ve dünyamızın üzücü halinden gerçekten sorumlu olan türlere yönelmesi gereken dikkat ve eylemleri başka bir yerlere dağıtma işlevini görüyor olabilir (20).

 

Çevreci grupların tipik olarak dikkat çekmedikleri üçüncü konu ise öldürücü yöntemlerle “sorunu halletmenin” sorgulanabilir ahlaki meşruiyeti olmaktadır. Geleneksel çevreciler avlama, tuzağa düşürme ve zehirleme gibi öldürücü yöntemleri hedeflere ulaşma açısından sorunsuz bir araç gibi düşünme eğilimindedirler. Bu önermedeki meşruiyetin ise “bireylerin önemli olmadığı” varsayımında yatmaktadır ki bu da sadece insanlar ve/veya ekosistemlerin içsel ahlaki değeri var ve tek başına hayvanların kendilerinin olmadığı düşüncesinin bir yansımasıdır.

 

 

Avustralya’daki yayın kuruluşu ABC muhabiri Gregg Borschmann Viktorya’nın Fransız Adası’nda ölü bir yaban kedisini elinde tutmakta. Foto: ABC

 

 

Yine de, bu varsayımın karşısında durabilen güçlü vahşi yaşam hakkı savunucuları ile yöneticilerin oluşturdukları bir hareket de bulunmaktadır. İnsancıl vahşi yaşam yönetimi ile şefkatli çevre gönüllüleri gibi çeşitli isimler altında mevcut katılımcıları hem ekosistemlerin hem de bireysel olarak hayvanların iyilik hali ve refahını düşünmemiz gerektiğini savunmaktadırlar (21,22). Bu sadece idare edilmeye çalışılan hayvanların içsel değerlerinden değil; ama aynı zamanda bu hayvanları birçoğunun büyüme ve sağlıklı gelişimlerini sürdürebilmeleri için sosyal yapılara ihtiyaç duymalarından kaynaklanmaktadır.

 

Yabani kediler tek başlarına yaşamlarını sürdürebilirlerken ev dışında yaşayan kediler genelde sosyallerdir, sıklıkla insanlarla aynı ortamlarda yaşamaktadırlar ve belirli bir topluluğun bakımını üstlendiği kediler olmaktadırlar. Hem kedilere hem de onlara bakım veren insanlara saygı gereği, ilk ve öncelikli olarak onları kontrol etme aşamasında ölümcül olmayan alternatifleri tercih etmemiz uygun olacaktır. 

 

Emin olmak açısından, ev dışında yaşayan kedileri savunanlar sıklıkla genel olarak tüm kediler ve aynı zamanda da ölümcül olmayan kontrol stratejilerine dair kendi bilimsel ile etik kör noktalara sahip olabilmektedirler. Hatta incinebilir ve hassas olan bazı türlere yönelik yaban kedilerinin tehdidi zaman zaman o kadar büyük olabilir ki böyle durumlarda öldürücü eylemler haklı gerekçelerle oluyormuş gibi yansıtılabilir.

 

Yine de, yeniden yabanıl yaşamı oluşturma konusunun en ateşli destekçisi bile dünyamızdaki biyoçeşitliliğin süreğen biçimde devam eden kaybında insanların direkt ahlaki sorumluluk almaları gerektiğini itiraf etmelidir. Kedilere açılan bu savaş onların içsel değerini görmezden gelmek, kendi yaptığımız hataların faturasını onlara çıkarmak ve kediler ile vahşi yaşamı kontrol edebilmek üzere öldürücü olmayan yöntemler ile önlemlerin yeterince kullanmayı becerememek anlamına gelmektedir. 

 

Bir etik bilimci olarak, hem yerli vahşi yaşam hem de kedileri önemsiyorum. Artık kurbanı suçlamayı bırakma, kendi kusurlarımızla yüzleşme ve dünyamızı yeniden yabanıl hayata hazırlarken eylemlerimizin etik değerlere uygun olmasını sağlamalıyız. Dışarıda yaşayan kedilere - yaban kedisi olsun ya da olmasın - açılan savaş için geçerliği tartışmalı olan bilimsel temel ile etik yargılama değerlerinin bulunmadığı bu zeminde hiçbir gerekçe gösterilemez. 

 

 Foto: Christels

 

 

Anadolu Kedisi’nin yorumları: 

 

Dr William Lynn, Avustralya’daki yaban kedisi sorununa dair gerçekten oldukça dengeli ve akılcı bir bakış açısına sahip bir etik bilimcidir. Avustralya’nın kırılgan bir ekosistemi olduğu konusunda hemfikiriz, bu nedenle de Avustralya’nın yerli hayvan yaşamlarına kedilerin olası etkilerine dair endişe ile korkular elbette anlaşılabilir. Ancak kedilerle başa çıkma konusunda diğer ülkelere Avustralya örneğinin verilmesi doğru mudur? Kediler öldürmek kedi yırtıcılığı ve avlanma sorununu çözüp hali hazırda zarar görmüş ekosistemleri yeniden eski haline döndürmeye yetecek midir?

 

Elbette eğer bu soruna yönelik basit çözümler olsaydı hemen şimdi bununla ilgili araştırma makalelerini yayınlıyor olurduk, ancak gerçek şudur ki, kediler ile vahşi yaşam arasındaki çatışma göründüğünden çok daha karmaşıktır. 

 

Dr Lynn bu makaleyi yazdığında henüz Avustralya’da kaç tane yaban kedisi bulunduğuna dair bir çalışma yoktu. Bununla ilgili 2017 yılında yapılan bir çalışma bazı kaba tahminler elde edebilmemizi sağladı: Avustralya’da 1,4- 6,3 milyon yaban kedisinin bulunduğu öne sürüldü (23). Görüldüğü üzere bu rakam, daha önceki zamanlarda, her ne kadar tam net olmasa ve hatta çalışmanın yazarları dahi tahminlerinin sınırlı kanıtların toplanma ve yorumlanmasına dayandığını belirtseler de,  Avustralyalı yetkililerce verilen 20 milyondan çok daha azdır. 

 

Dr Lynn yaban kedilerinin kontrolünde öldürücü olmayan yöntemleri tercih ettiğini vurgulamaktadır- bizim bakış açımız da bu yönde olmakla birlikte ele geçir- kısırlaştır- geri bırak yönteminin tüm çevreler için işe yaramayabileceğinin de farkındayız. Kedilerin kontrol edilebilmesi birçok faktöre bağımlıdır; bunlardan en önemlileri ise kedilerin bölge için yerli olup olmadıkları, belirli bir ekosistem üzerine nasıl bir etkilerinin olduğu ve serbest dolaşan kediler ile birlikte yaşama konusunda toplumların istekli olup olmadığı şeklinde özetlenebilir.

 

Avustralya’nın kedi sorunu her ne kadar yerli hayvanları kurtarma ve yaban kedilerinin acı çekmesini önleme bağlamlarında zor olsa da Dr William Lynn, kedilerin her zaman ve her yerde biyoçeşitliliğe ölümcül bir tehdit oluşturmadıklarını belirtirken iyi bir noktaya değinmektedir. Çevreciler ile ekolojistler kedilerin diğer ekosistemlere olası zararlarını genelleme amacı ile Avustralya, Yeni Zelanda, ABD ile tropik adalarda gerçekleştirilmiş araştırma sonuçlarını kullanırlar ise hatalı çıkarımlara ulaşmaktadırlar. Yerli hayvanların değerli olduklarına dair birçok benzer argümanı sık sık duyarız; ancak bu hayvanların soyları yayılmacı yırtıcılar tarafından tükenme noktasına getirilmektedir ve o halde bunun için tek mantıklı çözümün her ne olursa olsun ve ne şekilde olursa olsun bu yırtıcıların kökünü kazımak olduğu belirtilmektedir. Peki ya kediler belirli bazı bölgeler için oranın yerli hayvanlarındansa ne yapmalı? Çevreci gruplar ile yaban hayatı hakkında endişe duyanlar şunu anlamalıdır; kedilerin yayılmacı ve suçlanan hayvanlar olduğu Avustralya ile bölgenin yerli hayvanı kabul edilip yerel topluluklarca da oldukça sevilen ve değer verilen Anadolu gibi yörelerde her şeye uydurulabilen tek bir yaklaşım yöntemi işe yaramayacaktır. 

 

Hem vahşi yaşam hem de yerli kedilerimize değer veriyoruz- neden her ikisini de kazanmayalım ki? 
 
 
 
Yazar: Lynn, W. (7 Ekim 2015). Australia’s war on feral cats: shaky science, missing ethics. The Conversation. 


 
Katkıları için Handan Özek Erkuran'a teşekkür ederiz.
 

 
Kaynaklar
1. Commonwealth of Australia (2015). Feral cats. 
2. Waters, H. (2013, January 29). Cats Are Ruthless Killers. Should They Be Killed? Scientific American 
3. Milman, O. (2015, September 2). Morrissey attacks Australian plan to cull two million feral cats. The Guardian.
4. The HSUS's Position on Cats (2013). Humane Society. 
5. Grimm, D. (2015, July, 5). Are Cats Really Wild Animals? Slate. 
6. Ferdman R, A., Ingraham, C. (2014, July 28). Where cats are more popular than dogs in the U.S.—and all over the world. The Washington Post.
7. Rayner, M. J., Hauber, M. E., Imber, M. J., Stamp, R. K., & Clout, M. N. (2007). Spatial heterogeneity of mesopredator release within an oceanic island system. Proceedings of the National Academy of Sciences, 104(52), 20862-20865.
8. Loss, S. R., Will, T., & Marra, P. P. (2013). The impact of free-ranging domestic cats on wildlife of the United States. Nature communications, 4, 1396.
9. The National Geographic & University of Georgia Kitty Cams (Crittercam) Project.
10. Gehrt, S. D., Wilson, E. C., Brown, J. L., & Anchor, C. (2013). Population ecology of free-roaming cats and interference competition by coyotes in urban parks. PLoS One, 8(9), e75718.
11. Newsome, T. M., Ballard, G. A., Crowther, M. S., Dellinger, J. A., Fleming, P. J., Glen, A. S., ... & Nimmo, D. G. (2015). Resolving the value of the dingo in ecological restoration. Restoration Ecology, 23(3), 201-208.
12. Hunter, D. O., Britz, T., Jones, M., &Letnic, M. (2015). Reintroduction of Tasmanian devils to mainland Australia can restore top-down control in ecosystems where dingoes have been extirpated. Biological Conservation, 191, 428-435.
13. ABC News (2014, November 20). Fact check: Are feral cats killing over 20 billion native animals a year?
14. Doherty, T. (2014, October 16). To eradicate feral cats, we need to know how many are out there. The Conversation
15. Lynn, W. (2015, August 26). Setting aside half the Earth for ‘rewilding’: the ethical dimension. The Conversation.
16. Leopold, A. (1970). A sand county almanac: With other essays on conservation from Round River. Outdoor Essays & Reflections.
17. Peterson, A. L. (2013). Being animal: Beasts and boundaries in nature ethics. Columbia University Press.
18. Nelson, M. P., Bruskotter T. J., Vucetich, J., A. (2015, October 2). Does nature have value beyond what it provides humans? The Conversation. 
19. Pearce, F. (2015). The New Wild: Why invasive species will be nature's salvation. Icon Books Ltd.  Excerpt via Salon 
20. Faurby, S., & Svenning, J. C. (2015). Historic and prehistoric human‐driven extinctions have reshaped global mammal diversity patterns. Diversity and Distributions, 21(10), 1155-1166.
21. Hadidian, J. (2007). Wild neighbors: the humane approach to living with wildlife. Humane Society Press.
22. Compassionate Conservation page. http://compassionateconservation.net
23. Legge, S., Murphy, B. P., McGregor, H., Woinarski, J. C. Z., Augusteyn, J., Ballard, G., ... & Edwards, G. (2017). Enumerating a continental-scale threat: how many feral cats are in Australia?. Biological conservation, 206, 293-303.

 

Paylaş