×

Kedime Mektup

  • Blog
  • 18.11.2017 04:33:46
  • 13362 okunma

Sevgili Kedim,


Bakma sana “kedim” dediğime; elbette sen de biliyorsun senin insanın, dostun, annen ve çocuğun olduğumu. Senden, insan olmaktan da öte, can olmayı öğrendim ben ve çoğu kez bana “canım benim” dediğini duyumsuyorum bir tanem.


Kucağımda uyuyakalışlarında bana yaşattığın annelik duygusu için sana ne kadar teşekkür etsem az. Senin sayende, hiçbir çocuk, el âlemin çocuğu değil artık benim için. Sokak kedileriyle evsiz çocukların birbirlerini sahiplenişlerindeki duruluğu anlayabilmem için senin varlığına ihtiyacım varmış.


İkimiz de insanların dünyasındayız; kibirlerin, yalan dolanların, kıyımların dünyasında. Ama ayrı bir boyutta, ayrı bir dünya kurduk seninle. Bu dünyayı bir kedi yönetiyor, sen yönetiyorsun ve diyorsun ki bana, “siz insanların en güzel icadı satranç, biz kedilerin en güzel becerisiyse, sizi tek bir tribimizle şah mat etmek!” Ah, icadımız satrançla sınırlı kalsaydı keşke bebeğim; sevgisizlikler icat edilmeseydi keşke ve siz kedilerin triplerine ben gibi nicesi hayran olabilseydi…


Bütün incitilmişliklerimde yanımdaydın sen; yaralandığımda, tükendiğimde, canımdan bezdiğimde, bir bakışınla, bir dokunuşunla hayata bağladın beni. Annelik yaptığın da çok oldu bana; annem kadar annelik yaptığın zamanları anımsıyorum şimdi. Ben senin yanında yeterince olabildim mi, emin değilim. Sevilmek istediğinde, oyun oynamak istediğinde, benimle dertleşmek istediğinde , -ki bu isteklerin benim için muhteşem terapilerdi-, sanki seninle kurduğumuz o ayrı dünyada değil de, insanların dünyasında, maskeli balolardaydım zaman zaman değil mi…


Eski plakları dinlemeyi seviyoruz seninle; bir caz ezgisinde dalıp gidiyorsun benim gibi pencerelerde ve ben en çok buna şaşırıyorum biliyor musun? Seni daha iyi anlamayı, sana daha çok yakın olmayı dilerdim; diline, ruhuna, duyumsamana…


Bir çocuğa niye tecavüz edilir, bunu sana asla izah edemem. Bir kadın, gecenin bir vaktinde sokağa çıktı diye niye öldürülür, savaşlar niye kutsanır, ozanlar niye yakılır, kedilere niye kıyılır… Ben kendim anlayamıyorum ki sana anlatayım can parçam…

 

An geliyor, gözlerinde bitimsiz bir keder görüyorum. Sirklerdeki ayıların solgunluğunu duyumsuyorsun değil mi; hayvanat bahçelerindeki kaplanların yalnızlığını, Ankara`da, bir AVM`de, cam bir fanus içinde gösterime sokulan bir Serval kedisinin, -yabani bir kedidir-, kendi memleketinde, Afrika`da yaşaması gerekirken, düşlerinde savanalar görmesindeki yitikliği…

 

Senin, biz insanları anlamak gibi bir derdinin olmadığını biliyorum. Ama beni anladığını duyumsuyorum; ruhuna kabul ettin beni ve gurur duydum bundan. Seninle eş görüyorum kendimi haddim olmayarak; biz iki parça can’ız şu üç günlük dünyada ve seni sarıp sarmaladığımda duyduğum huzur, hiçbir metayla, hiçbir statüyle, hiçbir unvanla açıklanamaz.


Zihinsel engelli yeğenim, seni tanıyalı beri daha mutlu; herkesçe hor görülen travesti komşum ve mahallemizin bütün kedilerini, barakasında doyuran mahallemizin delisi de öyle. Biz iki parça can’ız seninle ve can olanı bütün etiketleri, bütün yaftalamaları, bütün dayatmaları yok sayarak duyumsayanız.


Sevgili Kedim,


Sen insanı eşitledin kendi ruhunda. Dindarları, ateistleri, devrimcileri, hippileri, herkesi… Bir kendine bakıyorsun, bir de insana; “o da bir kedi kadar can mı, değil mi?” diye.


“Eşitlik” diyorsun canım benim; doğa hazır, evren hazır, sence insan hazır mı böyle bir şeye…

 

 


Yazan: Ergür Altan

 

Kapak Fotoğrafı: Vahit Akça

 

Paylaş